ec1f7-img_20140806_183405
Bu sene Akyaka’ya geldik. Buraya gelmemizin farklı bir sebebi var; hamile olduğum için ve fıstığımızın başına birşey gelirse/gelmesin diye kolay ulaşılabilen, şehir hastanelerine nispeten daha yakın olan burayı tercih ettik.

Ankara’dan direk Dalaman havaalanına uçtuk. Ordan havaşla ‘Gökova sapağı’, ordan da taksi: 74 model toros 🙂 Tıngır mıngır kalacağımız otele geldik: Mevsim Otel. Hamile olmasam da kalacağım yer için banyo temizliği benim için birinci öncelikte. Bunun yanında otel-pansiyon sahiplerinin güleryüzlü olmayışı, odanın kullanışsızlığı, buzdolabının çalışmaması vesaire şeyler de olunca, bir akşam yürüyüşünde tesadüfen bulduğumuz Kerme Ottoman Palace oteline 4. günümüzde geçtik. İsmindeki ‘Ottoman’ bizi biraz kıllandırmadı değil. Ama içeriye girdiğimizde yumuşak yumuşak Jehan Barbur çalıyordu ve çalmasa da otel ırkçılık kokmuyordu aslında ve ben artık eski otelde kalmak istemiyordum. O sebepten isme takılmayı erteledik 🙂

İlk kaldığımız yer deniz kıyısına çok yakındı. Burası da Azmak Nehrinin kıyısında. Gürültüden daha uzak. Yemyeşil. Manzarası harika, sakin. Fotoğraflar otelin alanında çekildi. Huzur..

Otelin nehire kıyısı olan tarafında piknik masaları var, akşam üzeri güneş biraz kesiliyor, gölgelik oluyor. Oturup kitap okumak, birşeyler yazmak, yeşile bakmak gerçekten çok zevkliydi orda. 


Kahvaltı, havuz kenarındaki masalarda yenilebiliyor, aynı zamanda öğle yemeği ve akşam yemeği de. Kahvaltı için birşeyler söylemek gerekirse, daha zengin olmasını beklerdim. En azından güneye kadar gelmişken beyaz ve lifli domates yerine etli ve kırmızı bahçe domatesi yemek isterdim. Ama genelde oteller domates konusunda cimri davranıyorlar, oysa ki insanlar yöresel doğal tatlar yemeye çok önem veriyorlar.

kerme ottoman palace
Bu hamak keyfi keşke biraz sineksiz olsa…



Yandaki fotoğraf da otelin bahçesinde çekildi, bir narenciye bahçesi. Bir hamak koymuşlar, hemen kaptım onu 🙂 (Not: sinekler fena, iki dakka oturmana müsaade etmiyorlar, hamileyken sinek koruyucu da sıkılmıyor..)


Azmak nehri çok güzel, çok berrak, kıyıları çok sakin. Velhasıl kelam, çok sinekli. Nehir üzerinde sazlıklar olduğu için çooook fazla sivri var. Sanırım ilk defa boynumdan ve sırtımdan şişlendim 🙂 Hatta yürürken bile bacağımdan şişlendim. Öyle böyle değil!.. Eşim benden daha kötü durumda, sinekler onu ısırınca çok kötü şişiriyor.

Denizde yürüyen insanlar 🙂

Yüzmek için ilk gün merkezdeki denize gittik ve oradaki belediye şezlonglarına oturduk. Deniz genel olarak temiz ama gel de gör ki yüzmek pek mümkün değil ancak yürümek için ideal 🙂 Musa’nın yardığı Kızıldeniz de o zaman bu kadar sığsa zaten o denizi yarmaya ne var 🙂 Neyse, yaklaşık 1 km yürüdükten sonra, tamam 0.2 km, işte 100-200 metre yürüdükten sonra boyumuzu aşan yerde azıcık yüzebildik. Yüzerken karşılarda görünen manzara süper. Yeşil.



 
albay koyu
Albay koyu ve küçük siyak balıklar


Daha sonraki günlerde, biraz daha ileride Albay koyu ve 72 basamak koyunu keşfettik. Foursquare sağolsun. Gökova mesire alanının içerisinden geçilerek Akyaka orman kampından (daha özel bir ismi vardı, şimdi unuttum) iniliyor bu küçük koylara. Kamptaki market-büfe gibi şeyi hemen geçince çitlerden sola dönüp ilerlediğinde ilk karşına çıkan 72 basamak koyu. 72 tane dik basamak inilerek ulaşılıyor. Diğeri de (albay koyu), basamaklardan inmeyip devam ettiğinde yine ordan bi yerden daha az merdivenle iniliyor. Ben albay koyunu daha çok beğendim. Koyun rengi daha güzel duruyor. Küçük siyah balıklar çok fazla, biraz daha kapalı bir koy ama, aslında diğeri de çok güzel, haksızlık etmeyeyim. Hiç böyle değişik bir yerde denize girmemiştim. Anladığım kadarıyla koya inilince oralar hep taşlıkmış ve beton döküp inmek için çelik merdiven monte etmişler. Doğal görüntüyü bozmadan bu kadar güzel yapılabilirmiş bence, yapanları tebrik ederim 🙂 Albay koyunda bir piknik masası var, zaten koysalar hepi topu 2 piknik masası daha sığar, o kadar küçük yani. Onun için, gelenler yanında portatif sandalye filan getirmişler. Onun haricinde oturmak mümkün değil. Sadece ‘denize gir ve çık bir’ yer. Yanlarında sandalye getirenler filan vardı albay koyunda. Ama o bahsettiğim market-büfenin oturacak masaları var. Çok güzel kaşarlı tost da yapıyorlar. Şimdilik içemediğim buz gibi tuborgları da var. Manzara da 10 numara 8 yıldız ve otururken sinekler pek rahatsız etmiyor çünkü Azmak’a biraz uzak.


albay koyu
Albay koyu


albay koyu
Albay koyu

 

Gökova-Akyaka’nın geneli orman, doğası da harika ve bizim gördüğümüz kadarıyla belediye bu konuyla çok güzel ilgilenmiş. Tahribat yok/az. En ücra köşede bile çöp kutuları, geri dönüşüm kutuları var. Afferim onlara 🙂
 
Geldiğimiz ilk 2 gün maruz kaldığımız “deli memet“i de biraz anlatmak isterim. Akyaka’nın ayarsız rüzgarına deli memet diyor buralılar. Hakikaten deli, acıması yok, ne bize ne sineklere 🙂 Deli memedin olduğu zamanlar sivriler azalıyor, bu çok iyi ama bizim için kötü işte. Belediye ilaçlama da yapamıyormuş kuşların göç yolunda olduğu için sazlıklar, onun için doğa bir yolunu bulmuş: deli memmed ilacı, hem de ekolojiye saygılı 🙂

Oteller


Artık pansiyon-otel tercihlerimiz biraz değişiyor. Fıstığımız geleceği için onu da düşünmeliyiz. Rahat ettirmeli ve temiz tutabilmeliyiz. Bu kaldığımız otel onun da kalabileceği bir yer. Bir havuzu var, girdirmeye cesaret edebilir miyiz bilmiyorum ama var işte. Odalar temiz. Bir daha buraya gelmek istersek diye ve eğer bu otel yerinde durmuyor olursa ya da paşa gönlümüz başka yerde kalmak isterse diye yollarda, sokaklarda gezerken diğer otellere de baktım ama içlerini bilmiyorum tabi. Dıştan güzel görünüyorlar. Özellikle kaldığımız bu otelin girişinin geçtiği sokakta nezih ve de gürültüsüz oteller var. Buranın hemen arkasında Merve Han diye bir otel var.

Hamle Otel


Erdem Otel* : Mevsim Otelin arkasında.


Bir de Albay koyunun bir koy daha ilerisinde Baga Boutique Hotel var. Hiç görmedim ama sessiz, sakin ve daha az sinekli olduğunu düşünüyorum. Şirin bir tatil için düşünülebilir.


Yemekçiler


Yağmur Park: İlk gün kahvaltıya gittik, servis yavaş, kötü, personel aşırı ilgisiz. Bir daha gitmeyiz, gelen kişi profili de kötü.
izmir köfte
İzmir köfte


Ayşe Ana’nın Yeri: Klasik bir ev yemekçisi. İzmir köftesi güzeldi, belki de aşerdiğim için öyle geldi. Fena değil. Mevsim otelin altında.

 
Köşem Restaurant: Burası hem kahvaltı hem de yemek için tercih edilebilir. Sahipleri güleryüzlü.
 
Sahildeki restoranlar: Akşamları canlı müzik yapıyor çoğu, bize pek hitap etmiyor. Tercih edemedik.
 
Dondurmacılar: Akyaka’da gerçek dondurma yapan bir yer yok. Herkes carte d’or, algida satıyor. Hatta carte d’or’un maraş dondurması filan var, maraş dondurması diye onu satıyorlar.
 
Feronia (Food’n wine): Bir gastronomi restoranı, çok güzel. Aşçısı gastronomi okumuş, eğitimli ve deneyimli biri. Bir de kardeşinin söylediğine göre el lezzeti de varmış, bize de öyle geldi. Denizlililermiş. Bu restoranda benim istediğim yoğurtlu kebapta isli yoğurt kullanılmış ki bu da Denizli’de yapılan bir yoğurtmuş. Sütü mayalamadan önce tencerenin altını azıcık yakıp öyle mayalarlarmış.
 
Hasan Usta: Bence kötü bir yerdi ama eşim beğenmiş. Yoklukta gider.
 
Selanik: Burayı henüz denemedik ama nezih bir yere benziyor. Tabldot tarzı yemek veriyorlar.
 
 
*Erdem Otel: Dönerken uçakta bir amcayla tanıştık. Mali müşavirmiş, Akyaka’da yazlığı varmış filan fıstık. Vesselam bize Erdem oteli tavsiye etti, orda daha az sivrisinek olur dedi. Bir de indirim yapıyorlarmış tanıdık olunca. 200’den 130’a filan düşüyorlarmış.
 
 
(08Ağustos2014)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *