azla mutlu olmak.jpgAyağımdan bir operasyon geçirdiğimi artık cümle alem biliyordur, hatırlatmama gerek yok:) Ameliyat sonrası nasıl zaman geçiririm diye düşünürken, aklıma blogda bir bölüm açmak gelmişti. Yazarım da yazarım diye düşünüyordum. Yazarım, yazma hevesim hep var ancak bu sefer birşeyler bunun önüne geçti. O da okumak.

Bundan kısa bir süre önce, instagramda takip ettiğim, zarifliğini ve sadeliğini çok beğendiğim @zeynepinevi hesabında 3 tane kitap tavsiyesine denk geldim. O an sipariş ettim kitaplardan ikisini. Bunlardan biri Selen Baranoğlu‘nun Basit ve Mutlu Yaşam kitabı, diğeri de Azla Mutlu Olmak, yazarı Francine Jay

Okumaya başlamamla birlikte, kitapların her satırında kendime ait birşeyler buldum. “Yok canım ben biriktirmeyi hiç sevmem. Hayır canım kullanmadığım eşyanın evimde ne işi var??” diyen ben, evime bir şekilde sızmış ve bir bahaneyle -Francine Jay’in deyimiyle- oturum izni almış eşyaları bir bir fark ettim. Kısa zaman önce, lisans diplomam lazım olmuştu ve bulamamıştım örneğin. Birçok insana göre düzenli bir insan olarak sayılmama rağmen ve evde eşya istif etmediğimi düşünmeme rağmen bulamamıştım işte. Demek ki ufak bir sıkıntı olabilirdi:)

Kimisi lazım olur diye saklar, kimisi o kadar para verdik diye saklar, kimisi hediye geldi diye atamaz. Ben de işte anısı var diye saklayanlardan olduğumu anladım 🙂 Evde birikinti olarak bekleyen eşyaların %70-80’i anısı olduğu(nu düşündüğüm) için evde oturum izni alanlar, geri kalanları ise lazım olur diye beklettiğim evrak, eşya, ıvır zıvır. Hatta çoğundan haberim bile yokmuş, ayıklama yaparken fark ettim. Anısı var diye saklamışım, ama ortada ne anı kalmış ne de kafamda onu sakladığımın bilgisi.

Bu ihtiyaç nereden doğdu diyenlere cevaplarım var. Sadece elimi attığım gibi diplomamı bulabileyim ihtiyacından doğmadı bu sadeleşme elbette. Az eşya, az sorumluluk demek, sadelik, ferahlık ve dinlenme demek; kendine ve ailene ait çok zaman demek. Kafan rahat demek kısacası. Benim kendi adıma ihtiyacım buydu. Zaten yoğun olan yaşantımızda bibloların tozlanıp tozlanmadığını, çok para vererek aldığım süs eşyasını Şirin’in devirme ihtimalini, gereksiz eşya yığınım oturabilsin diye bir dolap daha mı alalımı düşünmek istemiyordum ve tam tabiriyle geniş geniş oturmak istiyordum salonumda kafam berrak olarak.

Ancak bu iki kitapla birlikte evimdeki fazlalıklar haricinde hayatımdaki fazlalıkları da fark ettim, minimalizmi benimsemeye başlamıştım. Fazla düşünceler, fazla kilolar, fazla kiloların fazla düşünceleri, fazla insan, fazla (gereksiz) sorumluluk.. gibi.

Şimdi bu iki kitaptan hoşuma giden, altını çizdiğim sade birkaç parça birşey paylaşmak istiyorum tırnak içerisinde. İlk bölüm Selen Baranoğlu’nun Basit ve Mutlu Yaşam kitabından, ikincisi ise Francine Jay’e ait Azla Mutlu Olmak kitabından.

İyi okumalar. Minimalist, rahat ve huzurlu günler hepinize..

Basit ve Mutlu Yaşam:

“Fakat işin can alıcı noktası, sorumluluklarımda oynama yapmam gerektiğini fark etmem değil, bunu başarabilmek için, mükemmeliyetçiliğimden vazgeçmem gerektiğini fark etmemdi.” 

Kontrol delisi olup bir türlü kocasına sorumluluk veremeyenlere ithafen, buna çok gülmüştüm:

“Ne! Renklilerle beyazları aynı programda mı yıkamış? Korkunç bir hata. Bir daha çamaşırları yıkama şansını sonsuza kadar kaybetti..” 

“Her ne yapmaktan zevk alıyorsan, onu yapabilmek için mutlaka zaman ayır. Çünkü “sevdiği iş” kimseye altın tepside sunulmuyor; bizzat emek vererek yaratıyorsun o işi.”

“Mutlaka seni de mutlu eden, besleyen özel şeyler vardır hayatında. Onların neler olduğunu bilmiyorsan şayet, demek ki kendini çok fazla dinlemiyorsun. Oysa, kendinle baş başa kaldığın anların en güzel yanı, kendini keşfetme fırsatı bulmandır.”

“….Kendini ailesine adayacak bir kurban olarak değil, onlarla beraber hayatı paylaşacak ayrı bir birey olarak görmeye karar vermiş.”

Azla Mutlu Olmak:

“…porselen çay fincanlarını atarsanız Edna Teyze’nin mezarında ters döneceğinden endişe etmek…”

“Sahip olmadan tadını çıkarmak, minimalist bir ev sahibi olmanın kilit noktalarından biridir.”

“Sizin için hangisi daha değerli; eşyanın kendisi mi yoksa kapladığı alan mı?”

“Eğer boş yüzeylere sahip değilsek herhangi bir şey yapmak için alanımız yok demektir. Boş yüzeyler potansiyel ve olasılıklarla doludur.”

“Bazı mobilyalara sırf sizden beklendiği için sahip olmanız gerekmez. Bir yatak odası takımında birbirine uyan altı parça olması hepsini satın almanız gerektiği anlamına gelmiyor.”

“Unutmayın, atacağımız şeyleri değil de tutacaklarımızı seçmek asıl fikrimiz.”

“Yükümlülüğümüz, miras kalan nesneleri zorunlu olarak saklamak değil, bunlar için en iyi kullanımı bulmaktır. Onları yeni bir eve yerleşirme görevi bize emanet edilmiştir- ama bu ev bizimki olmak zorunda değildir.”

“Şeylerdense deneyimlerin önemini, tüketimdense aile zamanının, doğanın ve topluluğun önemini vurgulayın. Minimalist bir anne olarak en gururlandığım an üç yaşındaki çocuğumun, “Çok oyuncağa ihtiyacımız yok. Sadece güneşe ihtiyacımız var.” dediği andı.”

“İhtiyacımız olmayan şeyleri almak için çok çalışmak…”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *