20150109-_Z1C7120-2

Doğum yapmak gerçekten çok değişik bir deneyimmiş. Bu deneyimi doktorum Müge Aksoyla yaşadığım için çok mutluyum. Kendisi normal doğumu destekler ve zorunda kalmadıkça sezeryanla doğum yaptırmaz; son dakika golü atmaz. Güvenimi sonuna kadar kazanmış biridir.

Arkadaşlarımdan, çevremden sıklıkla duyuyorum. Hamilelik serüvenine normal doğum olarak başlayıp maalesef istemedikleri halde sezeryan ameliyatı oluyorlar. Bir şekilde, saha çamurlu ve rüzgar ters yönden esiyor oluyor ve hop ameliyata. Tıbbi zorunlulukları kapsam dışı bırakarak konuşuyorum tabi ki ama çoğu doktor maalesef hangi saate denk geleceği belli olmayan bir normal doğum yerine planlı bir sezeryan ameliyatını tercih ediyor. Hatta daha önce gittiğim bir kadın doğumcu doktora, normal doğum ve sezeryan hakkında fikrini sorduğumda, yani olası bir hamileliğimde nasıl hareket edeceğimizi öğrenmek istediğimde açıkça sezeryanı övmüştü. Risksiz, planlı dedi. Normal doğumda bebek oksijensiz kalabilir dedi, falan dedi filan dedi. Ben de bir daha kapısını çalmadım tabi.

Müge hocam normal doğuma kendini adayan biri olduğu için, eğer sezeryan olması gerekiyor diyorsa öyledir. Bu sebepten bu güzel anıyı onunla yaşamayı istedim. O da daha da güzelleştirdi sağolsun. Heyecanımızı, sevincimizi paylaştı. Ve nerdeyse Şirin’in yüzünü ultrasonda görebilmeyi bizden daha çok istedi 🙂

Gel gelelim doğum hikayeme. Normal doğum yapmak isteyenlere ışık tutar ve yüreklendirir umarım.

Doğum yapmama artık birkaç gün kalmıştı ve doktor ziyaretlerimiz sıklaşmıştı. En son ziyaretimizde doğumun çok yaklaştığını söyledi Müge hanım, hatta bu gece bile başlayabilir demişti. Galiba doktorumun rahatlığından olsa gerek, daha önce doğum yapmamış olmama rağmen bu süreçte yaşayacaklarımdan korkmuyordum. Baya da okuyup araştırmıştım zaten ki son muayene sonrasında regl ağrısı gibi hafif hafif ağrılarım başladığında ben artık doğurma sürecine girdiğimi anladım. O rahatlıkla ben, akşam için planladığımız arkadaş yemeğini iptal etmedim. Ağrı gün boyu devam etti, gittiğimiz yemekte de artmaya başladı ama muhabbetten asla geri kalmadım tabi 😀 Ve biz, planladığımız gibi 9’da yemekten kalktık. Eve geldik, hızlı bir duş aldım, saçlarımı kurutuyordum ki….. suyum gelmeye başladı, ilk sancımı yaşadım. Feci bişeymiş :S Hemen Müge hanımı aradım, 2 saat içerisinde hastanede olmam gerektiğini söyledi. Ama o kadar rahattı ki şaşırdım, çünkü arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla hamile kadının suyunun gelmesi sezeryan sebebiydi. Meğer değilmiş ve 24 saat süremiz varmış aşağı yukarı. (Yani bu durum doktordan doktora değişiyor maalesef, doktorunuzun normal doğum konusunda ne kadar kararlı olduğuna ve kendine bu konuda ne kadar inandığına dikkat edin. Yukarıda da bahsettiğim gibi..)

Bu arada da çamaşırlar kurumuş, hastaneye gitmeden önce onları katlıyorum sancı aralarında 🙂 Sancıların arası sıklaşmaya başladıkça hastaneye doğru yola çıktık artık. Gece 12 olmadan hastanedeydik, Müge hanım da hemen geldi. Beni hemen bir odaya alıp NSTye bağladılar. Müge hocam muayeneden sonra, durum böyle giderse sabah 9-10 gibi doğum yapacağımı söyledi. Bana çok fazla geldi bu süre ve saat 8:00 için anlaştık, el sıkıştık 🙂 Tabi ki bir el sıkışma olmadı, keşke bilebilsek ne zaman geleceğini. Beklemek hiç bana göre değildi çünkü. Bu arada anestezi uzmanı Sinem hanım da (Sinem Küçükakın) saat 2:00 gibi geldi ve epidural anestezimi yaptı. Artık pamuk gibiydim.

Gece 12 ve 2 arasında görmek istediğim tek kişi Sinem hanım olmuştu 🙂 Girip çıkan acımasız sancılar gözümü kör etmişti resmen. Yogada öğrendiğim nefesler biraz kurtarıcı olabiliyordu neyse ki. Ama biraz. Epiduralden sonra rahatlamıştım, sancılar girince az da olsa hissediyordum ancak çok da etkilemiyordu.

Doğum, sabah 9-10 gibi olacağına göre uyumalıydım. Böyle söylediler. Güç de toplamam gerekiyordu ama nerde. En fazla 2 saat uyuyabilmişimdir, o da yarım yamalak. Aklım fikrim kalkıp yürümekte. Bu arada, Tobb-Etü Hastanesindeyiz ve hastanenin NST cihazları mobil. Ancak ben sürekli yatıyorum. Bir şekilde hemşireler beni oyalıyor filan ve kalkamıyorum. Sanıyorum suyum geldiği için yatıyordum, çok emin olmamakla birlikte.

Neyse, sabah 5:00 gibi muayene ettiler tekrar ve açılmanın çok olmadığını anladık. 7:00’de tekrar muayene ettiler. Bu sefer sancımın durduğunu ve bu sebepten açılmanın artmadığını söylediler. Suni sancıya mecbur kalmıştık maalesef.. Ha, bu arada kimse sezeryandan söz etmiyor hala. Müge hanımın yerinde olup da beni apar topar ameliyathaneye almayacak maalesef çok az doktor vardır. Özür dileyerek söylüyorum..

Şimdi, hayatım suni sancı öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılıyor, bunu söylemeliyim 😀 Ne zıkkım bir şeyse artık, epidural kar etmemeye başlamıştı. Ya da kar ettiği kadarına ben dayanamıyordum, bilemiyorum. Ama sancılar çok fenaydı. Saat 10:00’u filan da geçmişti ve ben doğuramıyordum, açılma doğru düzgün olmuyordu. Yatmak daha da zor gelmeye başlamıştı ve kalktım yataktan artık, kim ne derse desin şeklinde, yatağın yanında ayakta durmaya başladım 🙂 Belimi iki yandan çekip koparsalar anca rahatlarım şeklinde tarif ediyorum bu doğum sancısını. Sağa sol sallanıyorum, nefes çalışması yapıyorum, espri filan yapmaya çalışıyorum arada. Rahatlamaya çalışıyorum ama mümkün değil.

Saat 12:00 oldu. Müge hanım geldi ve ayakta doğuramayacağım için yatmamı söyledi. İkna oldum. Hemen geri yattım 🙂 Sancıları değerlendirmek için ıkınmalara başladık; sancım geldiğinde bir kişi ayaklarımdan ittiriyor, bir kişi de kafamdan ittiriyordu. Kafamdan ittiren arkadaşım canım Pınar. Ayaklarımdan ittirenler değişiyor sürekli. Odaya girip çıkan arkadaşlar, akrabalar filan oluyor. Hemşireler istersem ziyaretçileri kibarca dışarı alabileceklerini söylüyorlar ama bilakis kalabalık bana çok iyi geliyor. Sancı aralarında kakara kikiri eğleniyoruz. Dr Jekyll ve Mr Hyde gibiyim. Sancı çeken ben ve gülen eğlenen ben bambaşka kişiler 🙂

Derken saat 14:00 oldu ve doğumun başladığını söyledi Müge hanım. Odadaki herkes dışarı alındı. Sadece eşim ve fotoğrafçı arkadaşım Zeynep kaldılar. Doğum için hazırlık yapıldı, derken o noktadan sonra 5 dakika sürdü galiba Şirin’in bize merhaba demesi. Bu arada bebeğimizin yüzü yukarı bakarak geldi. Normalde aşağı bakması gerekir. Sancıları durdurup doğumu uzatan sebep buymuş galiba.

Şimdi gözüme çok kolay geliyor ancak o zaman çok zorlanmış ve yorulmuştum. Hatta doğurduğum yerden kendim kalkarım diye düşünürken, çok fazla yorulduğum için sanırım tansiyonum düştü. Kustum filan. Sonra temiz başka bir odaya geçirdiler bizi. Bir ara kendimi kaybedip korkup bağırdım gibi birşeyler oldu. O aralar çok kopuk. Yorgunluktan çok az hatırlıyorum doğumdan sonraki birkaç saati.

Müge hanımın sayesinde bu kadar yorgunluk ve zorlanmaya rağmen çok güzel hatırladığım bir anı oldu. Çok insan benim kadar zorlanmıyor bu arada. Ama şunu söyleyebilirim, aynı şeyleri yaşayacağımı bilsem yine normal doğum yapmak isterim. Umarım doğum konusunda fikir edinmek isteyenlere ışık tutabilmişimdir..

 

20160428-_MG_1930
Müge Aksoy ve Şirin (Şirin 15,5 aylık)

1 comment on “Müge Aksoy’la Doğum- Bir Normal Doğum Hikayesi”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *