park terapisi

Son zamanlarda çok fazla dolduğumu hissediyorum. Patlamadan azar azar gazımı almak lazım aslında ama o kadar yoğunum ki ne patlamaya ne de rahatlamaya zamanım var.

Günün tadını çıkaramıyorum bazen, tadını çıkaramayınca zaman geçmiyor. Düzen adına oluşan rutin batmaya ve zaman da geçmemeye başlıyor. Böyle bir kısır döngü ve ben kendimi “Truman Show“u yaşarken buluyorum. Örneğin akşam Şirin’in banyosunu yaptırırken, kimin suyu döktüğü, kimin Şirini kurularken kimin kremlediği ve bunları hangi sıralamayla ve hangi sözcükleri söyleyerek yaptığı, önce hangi kulağını temizlediği filan bunların hepsi belli ve sıralaması aynı. Banyo sonrası ben Şirin’i giydirirken eşim önce leğeni boşaltır ve ortalığı toplar, sonra bana su getirir. O esnada ben giydirme işlemini tamamlamış olurum ve o Şirin’i alıp peluşların olduğu yere bakarak saçlarını kurulayıp tarar. Ben de ellerimi yıkarım ve emzirmek için koltukta yerimi alırım vs vs. Herşey ama herşey milimetrik olarak belli 🙂 Bu durum sevimli ve komik gelse de gün içerisinde yaşadığım tekdüzelik ve yorgunluk beni depresyona itiyor sanırım. Bloga birşeyler karalamak bu anlamda çok iyi geliyordu, ancak tatilden döndüğümüzden beri Şirin biraz daha hareketli olmaya başladı ve ben bloga zaman ayıramamaya başladım. Kısacası dilim de şişti 😀

Bugün, parktaki annelerle sohbet etmenin beni rahatlattığını fark ettim. Yaşananlar aşağı yukarı aynı olunca, onları dinlemek bana iyi geldi. Fight Club‘ta hani Edward Norton çeşitli kanser gruplarına filan katılıyor ya; ben de kalkıp ismimi söyleyip “Anneyim, depresyondayım ve yılmıyorum!” diyesim geldi. Demedim. İyi geldi.

Birinin ikizleri vardı örneğin, çok tatlı iki kızı var. 3 yaşlarındalar. Uyku düzenleri yeni oluşmuş, yürümeyi seviyorlarmış, belli sebze yemeklerini yiyorlarmış ve yemek konusunda kendini tekrar etmek anneyi çaresiz hissettiriyormuş. Anne 3 senenin ardından kendine yeni gelmiş. Başka bir anneyle de konuştum, onun da oğlu 26 aylıkmış. (Evet önceden bana da garip geliyordu 26 aylık demek 🙂 Aslında 2 yaşında çocuk) Memeyi yeni bırakmışlar ve huysuzmuş. Özellikle geceleri sorun yaşıyorlarmış çünkü oğlu geceleri meme emdiği için yine uyanıp emmek istiyormuş. Başka bir bebek de 13 aylık, onun da dişleri yeni çıkmış. Mutlu görünüyordu, babaannesi günde 2 kere parka getiriyormuş. Dinlediğim, duyduğum şeyler yalnız olmadığımı hissettirdi bana. Ortak şeyler yaşamamış olsak da kimi konularda insan olduğumu ve insanlar arasında yaşadığımı hissettim yeniden. Buna ihtiyaç duyacağım aklıma gelmezdi 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *